Karanlıktı ve bir sarhoş vardı…


Tek dostum dolu şişeler diyordu, benim tek dostum dolu şişeler.

Elindeki bitmek üzere olan ucuz şarap şişesini fırlatıp attı apartmanın karşı duvarına… Şişeden gelmesini beklediği şangırtıyla karışık patlama sesini duyamayınca, elinle adam sen de yapıp tekrar apartmanın kapısıyla uğraşmaya devam etti. Bir yandan anahtarları tek tek denemeye çalışıyor bir yandan da kendi kendine konuşuyordu…

Boş şişeler hiçbir işe yaramaz, hayatımda çok çıktı karşıma öyle boş şişelere benzeyen adamlar. Dışarıdan bakıp bir şeye benzetirsin de ihtiyacın olunca en küçük faydası olmaz böylelerinin. Fırlatıp attığım gibi boş şişeleri, hepsini sildim defterden… Bir kalemde valla… Gözünün yaşına bakmadım kimsenin… Kimse benim gözümün yaşına baktı mı peki? Bakmadı… Bakmaaaz…Peheeeey! Arabası varmış banane… Ama etiket? Sağlaaam… Oğlum senin etiketin kaç yazar? Şişe boş şişeee…

Anahtarlarını yere düşürünce kapıyla uğraşmayı bırakıp demin attığı şişeyi aradı yine. Şöyle bir kendine gelsin diye çenesini göğsüne bastırıp kafasını geri çekerek derin bir nefes aldı. Tekrar yere bakmaya çalışarak kendi etrafında bir tur atıp da şişeyi göremeyince şaşırdı: “Ulan her şey bitti şişeleri de mi çalmaya başladınız?”

Tam o sırada yere düşürdüğü anahtarları gördü. Zar zor dizini bükerek eğilmeye çalışırken dengesini kaybedince, tekrar toparlanıp hızla doğruldu. O hızla, istemeyerek fazladan bir iki adım daha atıp durdu ama anahtarlar artık elindeydi… Durumu kavrayınca kendi kendine yüksek sesle konuşmaya devam etti: “Boştu oğlum o şişe boş, boş şişe bir işe yaramaz.”… Sağ elinin tersiyle sol elinin içine vurup alaylı bir sesle “Ulan ne salaklar var boş şişeyi çalıyorlar.” derken gülmeye başladı ama bir elinle diğer eline vururken anahtarları yine düşürdü… Artık anahtarları aramaktan da, kapıyla uğraşmaktan da vazgeçmişti… Hafifçe yere değen bir tekme savurup, arkasından da bir küfür salladı…

Cebini karıştırıp sigarasını buldu. Zar zor içinden bir tane çıkarıp yaktı. Sigarayı filtresinden yaktığını, ancak sigara birden parlayıverince anladı. Sigarayı diğer elindeki çakmakla birlikte yere fırlatıp attı…

Sendelemesini durdurunca, iki elini beline koyup kollarından aldığı destekle, omuzlarını geriye doğru çekip esnetti. O anda aklına geldi: “Ulan ben de hırsızın günahını alıyorum, şişeyi demin kendim attım…” Elini alnının yanına iyice yaslayıp dört parmağınla birlikte sertçe kafasını kaşımaya başladı. Demin attığı şişeyi bulmak için karşı apartmanın duvarına doğru yürümeye başladı. Hem yürüyor, hem de kendi kendine konuşmaya devam ediyordu… Ben içkili olmasam daha beş dakika önceki şeyi hiç unutur muyum be… Ama ben içmeyeyim de kim içsin? Evet, içiyorum fakat ben sarhoş olmadan içiyorum… Sen bırakıp gitmesen ben içer miydim bu kadar… Ulan o adamı ben adam ettim be! İşi bilmez, işi öğrettim, dükkânın ihtiyaçlarını bilmez, ben öğrettim, müşteri nerde onu da bilmez, hadi hooop onu da ben öğrettim… Ah bee! Kaça kaça o adama mı kaçacaktın? Etiketi sağlam… Allah için; ev var, araba var, ama adam mı o bee!…

Duvara yaklaşınca, apartmanın kestiği sokaktan gelen ışık, bulunduğu yerde daha da azalmış, iyice karanlık olmuştu… Ayağına takılan çöp poşetinden kurtulunca, sanki pantolonuna bir şey dökülmüş gibi elinle dizinden aşağısına ulaşmayı bile beceremeden yalapşap pantolonunun tozunu alıyormuş gibi yaptı…

Sana benim gibi kâğıt helva almayı akıl eder mi ulan o adam? Tamam! Diyelim alıyor hatta sen ne istersen onu da getiriyor… Pekiii benim gibi mezarlıktan her geçişinde sana….

Tınk! diye ayakkabısına çarpan şişeyi fark edip sevinince, lafını yarım bırakıp yerden aldı. “Demek buradasın, dur şimdi önce bir bakalım sana, hemen öyle sevinme, anlayalım bir, dost musun düşman mı?” Şişeyi baş aşağı çevirdi, boş olduğundan emin olmak için bir-iki yukarı aşağı salladı. Boş olduğuna emin olunca da kalan son gücüyle demin fırlattığı apartmanın duvarına, olabildiğince yukarılara doğru tekrar fırlattı… Bu sefer şişe hiç beklemediği kadar büyük bir ses çıkararak kırıldı. Duvardan geri gelen cam kırıkları üstüne başına yağarken karşısında biri varmış gibi karanlığa, şişenin kırıldığı yere doğru bağırmaya başladı: Etiket sağlam ama için boş içiiin… Senden dost olur mu be, senden dost olur mu?

Şişenin patladığı apartmanın camlarından biri açıldı, orta yaşın biraz üstünde bir kadın yarı beline kadar sarkıp, görmediği yan taraftaki karanlığa doğru seslendi…

– Yılmaz, Yılmaaaaz! Sen misin yine ha? Allah belanı versin. E mi! Bak hiç ses çıkarıyor mu? Ben bilmiyor muyum senin olduğunu… Senden başka it uğursuz mu var bu mahalle de…

Önce susup dinledi, dayanamayınca bir iki adım atıp, karşılık verdi;

– Hooop ayıp oluyor ama… Salak olduk, sarhoş olduk, hatta boynuzlu olduk, ama it uğursuz… Bize yakışmaz…

– Hoşt sarhoş köpek, sıfat mı beğenemedin… Yiyeceğin küfürleri, şişeleri duvara atarken düşünseydin…

Bu kadarına dayanamadı ve bastı küfürü;

– Köpek sensin lan orospu…

– Orospu senin karındır karıııın… Gül gibi kızımın nişanlısıyla kaçıp da yaktı kızımı…

İşte şimdi ne diyeceğini biliyordu. Apartmanın yanından geçerek camın önüne gelip yukarı baktı… Meraklı birkaç kişi daha cama çıkmıştı. Yarın mahallede herkes bunları birbirine anlatıp dedikodu yapacaksa, gerçekleri de öğrenmeliydiler… Artık taşı gediğine koyma zamanıydı.

– Ulan esas her şey onun başının altından çıktı be, o tanıştırmadı mı bizi iş yapalım diye? Benim karım niye kaçsın… O pislik ayarttı karımı…

– Senin gibi ayyaşı kim ne yapsın. Ah! Ah! Olan benim kızıma oldu… Senin karının ne mal olduğu belliydi zaten… Pazardan kalanları toplamaya gittiğimizde de patlak domatesleri beğenmezdi senin o sosyete karın…