Miyav… Miyav…


 Son kalan gücüyle merdivenleri zorla tırmanan emekli Rıfkı beyi, o gece de her zaman olduğu gibi kapıda, karısı Halide hanım karşıladı…

- Rıfkı efendi, yine nerede kaldın bu saate kadar?

- Eh be Halide, elinin köründe kaldım, nerede kalacağım. Bizi zorla mesaiye bıraktıklarını bilmiyor musun?

- E! Canım biliyorum da benim derdim başka, niye “İstemiyorum kalamam, benim yaşım müsait değil.” demiyorsun adama?

- İstemesen ne olacak? Herif benim yarı yaşımdakileri her gün kapıdan çeviriyor. Anında tekmeyi basar valla. Nasıl geçiniriz sonra? Amaaan, gelir gelmez yine başlama.

- Başlama tabii… Başlama değil mi? İşine gelmedi mi başlama…

- Akşam akşam beni illet ettin yine…

- Yıllarca beni dinlemedin, al işte iyi oluyor sana… Bak Necmi beye, bankadan emekli olduğundan bu yana, neredeyse on yıldır, bir gün evine geç geldiğini gördün mü?

-Bana ne elâlemin adamından Halide? Gecenin bu vaktinde gelir gelmez beni delirtme yine. Her akşam bir Necmi bey, Necmi bey, evde üç kişi olduk. Bir şey değil, gece su içmeye kalkınca, adam mutfakta karşıma çıkacak diye korkuyorum vallahi.

- Aman Rıfkı efendi yeter bayılacağım şimdi. Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış, sen de öyle şimdi. Hemen delirmelere kalktın, kolay mı öyle?

Rıfkı bey karısını susturabilmek için daha sakin bir ses tonuyla;

- Ben istemez miyim, bir tiyatroya gidelim? Veyahut bir akşamüstü şöyle bir yürüyüşe çıkalım, beraber bir muhallebiciye girelim? Ama olmuyor işte, çalışmak zorundayım. Kiraydı, elektrikti, suydu derken emekli maaşı yetiyor mu? Hele senin şu kızına açtığın telefonlar…

- Hah! Rıfkı efendi bunu da dedin ya… Kendine hiç toz kondurmuyorsun ama sana ben mi dedim git memuriyetten emekli ol da, millete muhtaç kal diye? Şimdi kızıma açtığım telefonların lafını ediyorsun. Bak Necmi beye, almış evini bir de bankadan emekli ohhh ne ala… Her akşam karısını koluna takıp yürüyüşe çıkarken, etrafa bir caka satışları var, imreniyorum doğrusu ayol, yalan mı söyleyeceğim.

- Yani Halide, öldürmez süründürürsün insanı. Bilmesem, şu sünepe herifi bana Mısır Valisi diye yutturacaksın.

Yavaş yavaş soyunan Rıfkı bey uzun paçalı donuyla evin içinde bir o yana, bir bu yana dolaşırken, karısı Halide hanımın getirdiği çizgili pijamaları giymek için durdu. Halide hanım pijamalarını giyen Rıfkı beye acıyarak bakmaya başlamıştı. Rıfkı bey son iki üç aydır devam eden bu fazla mesailer yüzünden iyice zayıflamış, zaten zayıf olan bacakları iyice incelmişti. Halide hanım kocasının zayıflamış vücuduna bakarken duyduğu acımayla gözlerini kısarak, kapı kapı gezen bir dilenciye sorar gibi “Aç mısın?” diye sordu.

- Ne açı? İştah mı bırakıyorsun insanda. Hemen gidip yatacağım, diye yanıtladı Rıfkı bey.

- İyi, ben de ışıkları söndürüp geliyorum…

Halide hanım başını yastığa koyar koymaz uyudu ama, yaşlı, genç ayırmadan herkese kapılarını açan o karanlık uykular alemine girmek, herkese böylesine kolayca nasip olmuyordu. Rıfkı bey de bu gecenin talihsizlerinden biriydi. Biraz sağına yatmış, olmamış; biraz solu denemiş, yine olmayınca yüzükoyun yatmayı seçmişti. Yorgunluktan uyumanın zorluğunu şimdi birebir yaşayan Rıfkı bey tam uyumak üzereydi ki… Gençlik yıllarından kalma bir alışkanlıkla hep dört parmak açık bırakılan pencerenin altında bir ses işitildi.

- Miyav…

Rıfkı bey şöyle gözlerini bir yarım araladı ve tekrar kapadı ama o gecenin davetsiz misafiri ısrarla tekrar seslendi.

- Miyav…

Rıfkı bey derin bir nefes aldı. Dikkatini dağıtmak için başka şeyler düşünmeye çalıştı. Aklına ilk gelen; niyeyse, elektrik faturasının son ödeme tarihi oldu. İçinden bir küfür savurdu…

- Biliyor da yapıyor bu herifler bunu, yoksa nasıl tam emekli maaşı alınan güne bir gün kala, son ödeme tarihini denk getirecekler. Faturayı geciktiren binlerce insandan, yüzde on fazladan para, oh ne ala memleket. Ne arayan var ne hesap soran, koysana şunu iki gün sonrasına…

- Miyav…

- 250 maaş, artı 200 de iş yerinden eder 450, 35’i düş elektriğe, kalır 415… Düş 125 de kiraya kalır 290, 20 de telefona… Eee! Günde on kere ararsan kızını, işte nah böyle kalır 270 eline.

- Miyav…

Rıfkı bey, artık yaptığı hesapların da etkisiyle sinirlenip, bir hışımla kalkıp camdan kediye “Pist, pist!” diye bağırdı… Aynı hızla yatağa geri döndü. Bir, iki dakika sonra yine uyumak üzereydi ki inatçılığını sürdüren aynı ses bir kez daha duyuldu.

- Miyav…

Rıfkı bey yine sinirlendi ama, yataktan çıkmak ve büsbütün uykusunu kaçırmak istemediği için kendi kendine hesap yapmaya devam etti…

- Nerede kalmıştık? 270… Hah! 10 da suya düşelim, kaldı 260 bunun 60’ını kıza yollasam kalır 200

- Miyav…

- 20 den dört kere pazara gitsek, eder 80.

- Miyav…

- Düş 200’den 80’i kalır 120.

- Miyav…

- 20’sini yol parası, çay, sigara desen…

- Miyav…

- … kalır 100.

- Miyav…

Rıfkı beyin yaptığı hesaplar sonucu azalan parasına karşın, siniri gittikçe artıyordu. Uğursuz hayvan sanki ne düşündüğünü bilircesine, her işlemin sonunda Facit makinenin kolunu çevirince çıkan ses gibi, işlemi onaylamak için araya girip bağırıyordu.

Rıfkı bey tekrar yataktan kalkıp camdan kediye doğru seslendi, “Pissst, pist! Sabaha kadar camda nöbet mi tutturacaksın bize? Defol, pist!”

Yatağına dönmüştü ama bu sefer de yaptığı hesapta kaç parası kaldığını hatırlamaya çalıştığı için uykusu iyice kaçmıştı. Tekrar en baştan toplayıp, çıkarmaya başladı…

O düşünüp rakamları ardı ardına sıraladıkça, tekrar camın dibine gelen kedi, her işlemin sonuna denk gelen yerde “Miyav.” deyip duruyordu. Rıfkı bey yine kalan 100″lüğü bulunca, iyiden iyiye işin suyunu çıkaran kediyle adeta mücadele etmeye başladı…

- Günde iki ekmek 200’den, eder 400.

- Miyav…

- On günde 4, çarpı 3, eder ayda 12.

- Miyav…

- Geçen aydan da var bakkala 13, eder 25.

- Miyav…

- Çıkar 100’den, kalır 75.

- Miyav…

-25’i ilaca…

- Miyav…

-…50’sini de… İnşallah bu pislik kedinin cenazesine harcamak nasip olur…

- Miyav…

-50’si de tüp, kasap, manav derken kalır sıfır…

- Miyav…

Artık sinirleri iyice laçka olan Rıfkı bey karısının üzerine abanarak yatağın öbür tarafındaki eski çalar saati aldığı gibi cama doğru fırladı… Ne olduğunu anlamaya çalışan karısının karanlıktaki şaşkın bakışları altında camı sonuna kadar açıp elindeki saati kediye doğru fırlattı.

- Defol be musibet hayvan! Bende para kalmadı. Seni ancak bankacı Necmi paklar, git onun penceresinin altında miyavla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder