Tedavi


Güneşli bir gün, temiz bir cadde. Ara sıra arabalar geçiyor. Oldukça lüks sayılabilecek bir semt, açık renge boyalı beş-altı katlı bir bina. Havalandırma boşluklarından merdivenlere açılan camlar, dışarıdaki güneşi binanın içine yansıtıyor.

Zilini çaldıkları kapı, Psikolog Halil Bilir’in muayenehanesi. Kısa kollu gömlekli, 20-25 yaşlarında gençten biri, yanında ondan biraz daha büyük duran, yazlık ceketinin arkası buruş buruş başka biri.

Kapıyı açan sekreterin masasına geçmesini beklemeden, birbirlerini ite kaka, sabırsızca kızın arkasından gidiyorlar. Büyük olan başlıyor;

- Afedersiniz hanımefendi, doktorla görüşecektim.

- Randevunuz var mıydı?

- Ne randevusu? Bir psikolog böyle bir ülkede yaşıyorsa, karşılaştığı herkesi anında tedavi etmeye başlamalı.

Sekreter kız, beklemediği bu espriye gülüyor.

- Geldiğinizi haber vereyim bari, isminiz neydi?

- Fikri.

Sekreter, doktorun kapısını tıklatır ve cevap gelmeden kapıyı açar…

- Hastanız var.

Doktor, başıyla onaylayınca, kapıyı ardına kadar açan sekreter “Fikri bey, buyurun.” diyerek eliyle odayı gösterir. Fikri bey ve yanındaki genç, içeri girip doktorun karşına otururlar.

- Eveeet… Merhaba, hoş geldiniz. Fikri beydi değil mi efendim?

- Evet efendim, benim.

- Buyurun Fikri bey sizi dinliyorum…

- Efendim… Şimdi ben bir başlangıç yapmak, yepyeni bir sayfa açıp, hayatıma yeniden başlamak istiyorum. Bu gördüğünüz Hilmi, benim eşimin kardeşi olur. Onu benim yanıma eşim verdi, daha doğrusu zorla peşime taktı. Kendisi gelemiyor… Aslında ben istemediğim için gelmedi… Biraz heyecanlıyım da konuyu dağıttım gibi geldi… İsterseniz…

- Aman efendim, heyecanlanacak ne var? Çay, kahve ya da su, ne içerdiniz?

- Yok efendim teşekkür ederim, ben başlayayım isterseniz. Ama birer çay içeriz, değil mi Hilmi?

- Bize üç çay kızım, biri açık. Buyurun Fikri bey.

- Efendim olay şu; eşim, benim tedavi olmam gerektiğinde ısrar ediyor… Ben her ne kadar bunu gereksiz bulsam da, eşimi çok sevdiğim için kendisini kıramadım ve geldim. Tabii ki bir şartla, kendisi benimle gelmeyecekti, çünkü ikide bir araya girip, durumu daha da karıştırmasını istemedim. Benim kaytarmaya çalıştığımı düşünmüş olacak ki, kardeşinin benimle gelmesini şart koştu. Kabul ettim haliyle. Buraya kadar tamam, peki derdin ne diyeceksiniz şimdi bana.

- Evet Fikri bey, derdiniz nedir?

- Benim hiçbir derdim yok. Yani ben şikâyetçi değilim ama eşimin ısrarıyla bilgisayara olan bağımlılığımdan kurtulmak istiyorum.

- Hımmm… İlginç, bazen gazetelerde görürüz, Avrupa’dan alıp haber yaparlar. Ben ilk kez bu tür bir şikâyetle karşılaşıyorum. Bizde bilgisayar kullanımı pek o kadar yaygınlaşmadı diye düşünürdüm. Ama yine de çok ciddi bir şey olduğunu sanmıyorum, siz de o kadar endişelenmeyin ve şimdi bana düşündüklerinizi, aklınıza gelen bütün ayrıntılarıyla anlatın…

- Her şey bir dizüstü bilgisayar almamla başladı aslında… Bilirsiniz biz erkekler kadınlara, arabalara ve spora olduğu kadar teknolojiye de oldukça meraklıyızdır. Ben de uzun zamandır bir bilgisayar almayı düşünüyordum ve aldım. Fakat alır almaz hayatım değişti; gecem gündüzüm bu bilgisayarla geçiyor. Şikâyet ediyor ama esas bağımlı olan eşim, ben kullandığım için o bir şey yapmıyor görünse de en az benim kadar o da kullanalım istiyor…

- Burasını pek anlamadım, nasıl yani?

- Esas sorun şu ki; bilgisayarla yaptıklarımızı birlikte yaparsak, normal görünüyor, ama bilgisayarla ben kendime ait şeyleri yaparsam, bağımlı sayılıyorum. Mesela şu yeni moda “Home theatre” denilen ev sineması sistemini almama gerek kalmadı. Bağlıyorum bilgisayarı televizyona, aldığım hoparlörleri de yerleştirdim odaya, aynı sinemadaymış gibi. Her akşam bir film seyrediyoruz. Ayrıca, evdeki bütün müzik arşivimi bilgisayarıma yükledim, o karışıklık bitti. Bağlıyorum bilgisayarımı müzik setine, binlerce CD’lik arşiv elimin altında. Hem istediğim gibi listeler oluşturup dinliyorum, hem de eşe dosta beğendiğim şarkılardan yeni müzik CD’leri yapıyorum.

- Bunda pek tuhaf bir şey göremiyorum, müziğe meraklı olmanın nesi kötü?

- Eşim benimle oturup bilgisayardan film seyrederken bir şey demiyor, ama ben müzik arşivimle uğraşırsam, hemen “Öyle saatlerce bilgisayarda ne yapıyorsun?” oluyor. Bütün fotoğraf albümlerimizdeki resimleri de bilgisayara geçirdim. Bir CD’ye de bu albümlerin kopyasını aldım. Artık ne yırtılır ne eskir. İstediğimiz yerde, istediğimiz sırayla resimleri izleme imkânımız oldu. Eve gelen arkadaşlarıma resimlerimizi gösterince… Haydiii, yine ben suçlu oluyorum. Efendim neymiş, misafirlere öyle bütün aile albümünü gösterirsem, bir saat millet gitmek bilmiyormuş da, bu bilgisayar nerden çıkmış da, vs… vs… Yani sizin anlayacağınız hep ben suçlu oluyorum…

- Fakat Fikri bey, bilgisayar kullanmak günümüzde neredeyse bir zorunluluk halini aldı. Hemen, hemen herkes bilgisayar kullanmaya başladı. Sizin diğerlerinden farkınızı anlayabilmem için, bunu biraz daha açabilir miyiz? Mesela bilgisayarınızı kullanmakta zorluk mu çekiyorsunuz? Yoksa iki de bir bozuluyor, canınız sıkılıyor da, suratınız asık mı dolaşıyorsunuz?

- Yok efendim, yok… Bu bilgisayarı öyle bir yapmışlar ki, bozmak neredeyse imkânsız olduğu gibi kullanması da çok basit.

- Eşinizle aranızdaki bu bilgisayar sorununun temelinde ne yatıyor, şimdi ben de merak etmeye başladım. Şöyle sorayım, siz bu bilgisayarı esas ne için aldınız?

- Ben serbest meslek sahibiyim. Her gün bin çeşit adamla karşılaşırım. Sattığım ürünleri tanıtırım, sipariş alırım. Sonra aldığım siparişleri teslim edip, ödemelerin takibiyle uğraşırım. Bunlar için de bir yığın ziyaret, fakslar, telefonlar, banka sıralarında beklemek falan gerekiyor haliyle, ama hepsi bitti artık.

- Nasıl yani, işleriniz mi bozuldu?

- Yooo… Aksine, daha da düzeldi. Hem işlerim arttı, hem de eskisi gibi müşterilerle uğraşmaktan kurtuldum.

- Şimdi “Hepsi bitti.” demiştiniz.

- Bitti, ama dertler bitti… Bilgisayarı alınca ilk iş, üzerindeki kamerayla, sattığım ürünlerin resmini çektim, sonra bunların bilgilerinin de yer aldığı bir internet sitesi açtım. Nasıl herkes, ne isterse, internete koyuyorsa, ben de kendime ait işle ilgili resimler, bilgiler vs. koydum işte… Artık müşterilere şu, şunu yapar, modeli budur, fiyatı şudur diye saatlerce anlatacağıma, veriyorum adresi, müşteri istediği zaman kendi bakıyor. Sipariş mi verecek? İster faks çeksin, ister elektronik postayla göndersin, bilgisayarda hepsi var. Kim kaç para vermiş, ne kadar borcu kalmış? Hepsine ayrı bir dosya açıp, istediğim gibi takip ediyorum.

- Sonuç olarak bilgisayar bir araç ve siz de yerinde kullanarak bu aracı verimli hale getirmişsiniz.

- Valla doktor bey yanımda adam çalıştırsam bu kadar verimli olmaz, ben bu bilgisayarı anlatmakla bitiremem… Bir şey değil, insan anlattıkça farkına varıyor, ben de bayağı bir iş yapıyormuşum bilgisayarla. Laf aramızda, neredeyse eşime hak vereceğim, bilgisayar benim için gerçekten vazgeçilmez bir dost olmuş.

Ama nasıl olmasın efendim, nasıl olmasın… Sadece bunlar değil ki, hangi birini anlatayım. Her gün saatlerce uğraştığım o işlerin hepsinden kurtardı beni. Artık elektrik, su, telefon faturalarını yatırmak için kapıcıya yalvarmam gerekmiyor, açıyorum bilgisayarımı, tık-tık, iş bitti.

Haa! Telefon faturası dedim de aklıma geldi, benim kız kardeşim yurt dışında okuyor, her hafta iki üç kez mutlaka karşılıklı birbirimizi ararız.

- Aaa! Öyle mi? Ne tesadüf, benim kız kardeşim de yurt dışında okuyor… İyi ama ne var ki bunda?

- Canım, eşim iyi bir insandır ama, ne de olsa kız kardeşim de sonunda bir “Görümce” işte… Faturalar kabarmaya başlayınca…

- İşin doğrusu bana da tuzluya patlıyor, eşiniz burada haklı biraz…

- Yok canım, artık o da sorun değil. Şimdi bilgisayarla, neredeyse onda birine internet üzerinden görüşüyoruz, hem de görüntülü olarak.

- Siz de işleri bayağı ilerletmişsiniz, bunları ayarlayıp, yapmak epey vakit alıyordur.

- Tam tersi. Bu anlattıklarımı böyle bir bir anlatmak daha uzun sürüyor. İlk aldığınızda bir kez ayarlıyorlar, sonra size bir düğmeye basmak kalıyor…

- Peki eşinize de bana anlattığınız gibi, bütün bunları anlattınız mı? Bilgisayar sayesinde, aslında hem zamandan, hem paradan tasarruf ettiğinizi, o da fark edebiliyor mu?

- Tabii anlatıyorum, zaten anlatmaya da gerek yok, kendisi de birebir görüyor. Ama yine de ona göre bağımlı sayılıyorum. Mesela; eskiden maç seyrederken hep kavga çıkardı, şimdi o televizyondan istediğini seyrediyor, ben bilgisayardan maç seyrediyorum, hooop, al sana bilgisayar bağımlısı oldum mu yine…

- Bu bilgisayardan televizyon da mı seyrediliyor?

- Tv’de izleniyor, radyo da dinleniyor. İsterseniz beğendiğiniz programı video gibi kaydedip, sonra da izleyebiliyorsunuz…

- Valla Fikri bey, bunların hepsi bana çok güzel bir bilimkurgu filmi gibi geldi ama yine de bilgisayarınızı bir süreliğine kenara bırakın. Sadece eşinize biraz daha fazla zaman ayırın, yoksa sizde tedavi gerektirecek herhangi bir durum yok, her şey normal.

- Efendim zaten sorun burada, ben bıraksam eşim bırakmıyor, mesela şu anda bilgisayar evde, eşim kullanıyor. Ben doktora geleceğim diye evde bıraktım.

- Eşiniz ne yapıyor bilgisayarla?

- Ne mi yapıyor? O biraz edebiyata meraklıdır. Ya bilgisayardan kitap okur, ya da yazı yazar… Laf aramızda bir de evdeki gibi dağınıktır, yazdığı yazıları bilgisayarın masaüstünde öylece bırakır. Hep ben “Nalan’ın yazı dosyaları” diye tarihine göre düzenleyip dosyalarım. İşte doktor bey o kullanınca “Lazım oldu, kullandım.” oluyor, ben kullanınca “Bağımlı” oluyorum. Şimdi ya bilgisayarda yemek tariflerini arıyordur, ya da yazın tatilde tanıştığı arkadaşlarınla “Chat” yapıyordur.

- Chat?

- Chat, bilgisayarda karşılıklı yazışarak konuşma.

- Peki eşiniz bilgisayarı böyle kullanmasını nereden öğrendi.

- Hiç öğrenilecek bir şey yok ki. Bir gün ben bilgisayarı istediğim müzikle beni uyandırsın diye, sabah kalkmak için kurdum. Bu bir şaşırdı “Sen bunu nasıl yaptın?” diye, Ben de gösterdim “Aaa! Ne kolaymış.” dedi. E! kolay tabii, ne aklında tutman gereken karışık şeyler var, ne de bir şey ezberlemen gerekiyor. Bir iki tuşa bas olsun, çocuk oyuncağı… Bu da öyle bir başladı kolaymış diye, bu sefer elinden zor alıyorum, yok hava nasıl olacak diye internetten bakar, yok gazete almaya üşenir bütün gazeteleri bilgisayara kopyalar.

- Eşinize de bir tane alsanız, belki şikâyeti kalmayacak ve bu bilgisayar bağımlılığı olayı da kapanacak.

- Ah! Halil bey düşünmedim değil ama, sonu nereye varacak bu işin? Sonra çocuklar da ders çalışmak, ya da yabancı dil öğrenmek için bir tane isteyecek, ama oyun oynamaktan birbirlerine girecekler. Aslında yeni kampanya da başlatmışlar, olmayacak şey değil ama… Haaa bakın yeri gelmişken, bu da bana bu bilgisayarı satan adamların kartı, belki bilmek istediğiniz ya da öğrenmeniz gereken ayrıntılar olur diye…

Neyse doktor bey, madem her şey normal diyorsunuz… Teşekkür ederim. Duydun mu Hilmi? Ablana söylersin aynısını… Teşekkür ederim efendim, memnun oldum…

- Ben teşekkür ederim… İyi günler… İyi günler.

Fikri ile Hilmi vizite ücretini ödeyip dışarı çıkınca birbirlerine anlamlı anlamlı bakarlar. Apartmandan çıkıp arabalarına binmek için, arka sokaktaki parka kadar hiç bir şey konuşmadan yürürler. Arabanın yanına gelirler. Kapıları, camları açarlar. Sıcak havanın dışarı çıkarak, içerinin biraz serinlemesini beklerken Fikri beyin cep telefonu çalar. Fikri bey cep telefonunu açar, karşıdaki adam konuşmaya başlar ” Fikri? Oğlum, çok puştsun, ne yapıyorsun lan böyle? Adamları dövüp zorla mı satıyorsun bilgisayarları? Şimdi Doktor Halil Bilir diye birinden bir dizüstü siparişi daha aldık. Bununla birlikte bugünkü dördüncü doktor oluyor. Primlerini bankaya yatırıyorum, akşama kontrol edersin…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder