Yeni bir hayat…


 Telefonu eline aldığında arayan numarayı görünce paniğe kapıldı. Açmaya calışırken telefon çalmaya devam ediyordu. Yüzü kıpkırmızı kesilip ter içinde kalmıştı.

Karşısındakini dinledi ve “Tamam.” Diyerek telefonu kapattı.

“Demek bulmuşlar…”dı.

Kapının açık kalmasını umursamadan, çalıştığı lüks ofisten çıktı. Terini kurulayarak asansöre yöneldi. Zemin kata geldiğinde çıkardığı kravatının ucu ceketinin cebinden sarkıyordu.

Garaja girmeden önce arkasını dönüp çalıştığı binaya son kez baktı. Elinde olmadan kendi kendine “Buraya kadarmış…” dedi.

Arabasına binip kaldığı otele doğru yola çıktı. Yolun yarısını arkasında bıraktığında, binlerce şey düşünürken kaza yapmadan buraya kadar nasıl gelebildiğine şaşırdı. Daha dikkatli sürmek için dikkatini toplamaya çalıştı.

Olanları düşünmekten kendini alıkoyamıyordu. Bu tatlı hayat nasıl da birden sona ermişti. Yaşadığı son üç-dört ay, hayatın değerini anlaması için çok büyük bir ders olmuştu.

Para kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen hırslı adam gitmiş, yerine; tavşan gibi ürkek, attığı her adımı ölçüp biçen, zavallı biri gelmişti. Bu değişimdeki en büyük etken, her hareketinin yakından takip edilmesiydi ama güvenliği adına şikâyet etmeye hakkı olmadığını da biliyordu.

Her şey nasıl da bir çığ gibi büyüyüp hayatını alt-üst etmişti. Aldığı kötü haberler ve tutuklanmalar birbirini kovalıyordu. Kendisini bıraktıklarında ilk olarak sahip olduğu her şeyi satıp nakite çevirmiş, bütün parasını da İsviçre’deki bir bankada on ayrı hesaba bölüştürmüştü. Aynen ortaklarıyla yaptığı işlerde olduğu gibi…

Evet, yabancı dergilerden özenilerek döşenmiş, havuzlu lüks evi yoktu artık ama operasyondan sonra daha da lüksünü alabilirdi. Yazlıklar, arsalar, hisseler, fonlar hatta bütün eşyalar… Hepsini satmak zorunda kalmıştı. En çok da, gece tavanından mavi lazerle vitesi aydınlatan son model arabasına üzülmüştü. Bir köşe yazarının otomobil dergisi için yazdığı yazıda okuduğu bu ayrıntı kendisini hemen cezbetmiş, yazıyı okur okumaz telefon açıp siparişini vermişti. Oysa arabayı kendisinden satın alan adam böyle ayrıntıları fark edemeyecek kadar kaba saba biriydi. “Paranın kimde olduğu belli olmuyor…”du.

Kaç kere yurt dışına kaçmayı düşünmüş, bunun imkânsızlığını anlayınca da kalmak zorunda olduğunu zamanla kabullenmişti. Polisi atlatsa derin ilişkilerle mafyaya bağlı ortaklarını atlatamayacağını biliyordu. Singapur’dan Meksika’ya kadar nereye giderse gitsin kendisini mutlaka bulurlardı.

İşin buraya kadar gelmesi bile büyük bir şanstı. Mahkemede, tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldığını söylediklerinde duyduğuna inanamamıştı. Çıktığı anda düşündüğü gibi serbest bırakılmamış, özel bir evde yapılan görüşmeye kadar gözaltında tutulmuştu.

Devleti milyarlarca dolar zarara uğratan ihalelerdeki yolsuzluklara karışan herkesi tek tek toplamışlardı. Ortak iş yapan bu holdinglerin bütün para işleri kendi elinden geçmişti. Tek istedikleri bu gruba ait paraların toplandığı hesap numaralarıydı.

Zaten fazla bir seçeneği de yoktu. Ya bu konsorsiyumun sorumlu hesap uzmanı olarak, alınan ihalelerde giderleri sahte faturalarla şişirdiği için en az yirmi yıl içeri tıkılacaktı ki bu durumda iki yıl dolmadan diğer ortaklar daha fazla konuşmaması için kendisini ortadan kaldırırlardı. Ya da ortakların gizli hesaplarından paraları çekip, devletin el koyduğu hesaplarına geri yatırarak kendisine teklif edildiği gibi tanık koruma programının en üst seviyesinden yararlanacaktı.

En üst seviyede tanık koruma programı kimlik değişimi ile birlikte büyük bir ameliyat anlamına da geliyordu. Bundan sonra hayatına tamamen değişik biri olarak devam edecekti. Yeni bir yüz bambaşka bir hayat…

Birden İsviçre’deki banka müdürünü hatırladı.

Adamla gereksiz yere tartışmıştı. Kendisi hesabın ille de bir ismin üzerine kayıtlı olması gerektiğini söyledikçe, adam nasıl da tüm hesapların numaralar ve şifrelerle oluşturulduğunu, kesinlikle bir isim üzerine kaydedilemeyeceğinde ısrar ediyordu. O zaman 128 bitlik şifrelemenin ne olduğunu bir türlü anlamamıştı.

Ya adam kendisini dinleyip de “Madem öyle, al kardeşim sana isme göre düzenlenmiş hesap!” deseydi, kimliği ve yüzü değişince paraları nasıl çekerdi. “Adamlar işin ilmini yapmış…” diye düşündü.

İsviçre’ye gidince banka müdürünü alnından öpmeye karar verdiğinde kaldığı yere gelmişti. Arabasını park etti ve odasına çıktı. Bu gün artık o gündü. Beklediği an gelmiş, geçirdiği sıkıntılı günler geride kalmıştı.

Tanık koruma programına göre eskiden yapılan ameliyatlarda itirafçıların yüzüne basit bir estetik operasyon uygulanıyordu. Yasa karşıtı gruplar bu uygulama yüzünden çok büyük darbeler yemişler ama itirafçılardan intikam almak için teknoloji sayesinde yeni yöntemler geliştirmekten de geri kalmamışlardı.

Önce itirafçı olduğu düşünülen kayıpların resimleri bilgisayara yükleniyor, sonra da Kai’s goo isimli bir yazılımla estetik operasyon sonrası olası yeni yüz şekillerinin tüm varyasyonları tespit ediliyordu.

Tanık koruma programı bunu bir adım ileri götürerek, sahipsiz ölümlerde uygun olabilecek yüzleri çıkarıp, itirafçılara transfer etmek amacıyla organ nakillerinde olduğu gibi dondurarak saklamaya başladı.

Kendi yüzünün bilgisayarda çıkarılan özel haritasına uygun bir yüz, tanık koruma programına bağlı klinikteki yüz bankasında yoktu. Aylardır “Mutlaka çıkacak.” deniyordu ve bu gün o yüzün bulunduğunu kendisini arayıp söylemişlerdi.

Yapabileceği fazla bir şey olmadığı için artık olacakları düşünmekten çok kendisini geçireceği ameliyata hazırlamalıydı. Bu akşam kendi yüzü ve kendi kimliğiyle geçireceği son gecesiydi.

Bu gece kendisine, çok uzun süren bir jakuzi keyfi ayarlamalıydı. Yıkanması ameliyat sonrası kim bilir ne kadar uzun bir süre yasaklanacaktı. Odasına gidince yarın ayrılacağını söyleyerek hesabının kapatılmasını istedi. Bol bahşişli bir çeki gösterişli odanın ortasındaki beyaz sehpanın üzerine bıraktı.

Banyoya girmeden önce ısmarladıkları gelmişti. Pahalı otelleri bunun için seviyordu. Hapiste korkuyla geçireceği sefalet dolu yıllar yerine bu hayatı tercih etmesinden daha doğal bir şey olamayacağını düşünüyordu.

Banyodaki aynada, yarın son kez göreceğini düşündüğü yüzünü eliyle çekiştirip çeşitli mimikler yaparak yarım saat geçirdiğinin farkına vardığında, banyo ve yemekten sonra bu geceyi sabaha kadar uzatmaya karar verdi.

Öğlene doğru uyanıp da kendine gelince ilk yaptığı şey camdan dışarısını kontrol etmek oldu. Trafik sesinden rahatsız olabileceğini söyleyen otel görevlisini dinlemeyerek ısrarla caddeye bakan odayı istemesinin tek sebebi buydu.

İşe gitmediğinin ortaklarının kulağına gidebileceğinden korkuyordu. Bugüne kadar aptalı oynamış ve hiçbir şey olmamış gibi, iş olmayan büroya gitmeye devam etmişti.

Kendisine ait yüzle son kez tıraş oldu. Giyinip yanına aldığı küçük çantasıyla oteli bir daha dönmemek üzere terk etti.

Tanık koruma programının kliniğine daha önce de yüzünün haritası çıkarılması için gitmişti. Üzerinden daha iki ay geçmişti o yüzden kliniği eliyle koymuş gibi buldu.

Her şey hazır kendisini bekliyordu.

Yaklaşık birbuçuk saat süren ön hazırlıktan sonra iki ayrı ekipten oluşan estetik cerrah takımının yedi saat süren başarılı operasyonuyla yeni yüzüne kavuştu.

Bir hafta süren sargılı dönemin sonunda yüzü açıldı. Her gün sargılar bantlar değişiyor, hortumla beslenip kuvvetli ağrı kesicilerle acıları hafifletiliyordu.

Klinikteki odasında geçirdiği bir aydan sonra hissettiği uyuşukluk kaybolup yavaş yavaş da olsa tüm fonksiyonlarıyla yüzünü kullanmaya başlamıştı.

Yapılan psikolojik telkinler, diğer kontrol ve bakımlar sonunda tam beş ayını bu klinikte geçirmişti. Yeni yüzünü, kızarıklıklar ve şişlikler tamamen kayboluncaya kadar görmesine izin vermemişler, uygun gördükleri gün de kendisini aynada görünce hayranlığını gizleyemeyecek kadar sevinmişti.

Eskisinden çok daha yakışıklı ve gençti. Saatlerce bıkmadan aynanın önünden kalkmadan kendini inceliyor bütün bu olanlara inanamayarak her şeyi en baştan tekrar tekrar düşünüp olanları bir mantık zincirine oturtmaya çalışıyordu.

Altıncı ayın ilk günü yeni kimlik, pasaport ve elbiselerle şehre yakın bir yerde kendisini tamamen serbest bıraktılar.

Kliniğe geldiğinde bıraktığı arabasının yerine başka bir araba verilmemişti ama hiç önemli değildi. Artık; hem daha zengin, hem daha genç hem de daha yakışıklıydı. Ona göre bütün dünya sanki kendisi için yaratılmış gibiyken uyduruk bir arabanın lafının edilmesi bile gereksizdi.

Geçen ilk taksiyi durdurdu. Kimse onu tanıyamazdı, hiç bir sabıkası yoktu. Bugün onun yeniden doğduğu gündü. Bütün korkuları son bulmuştu. Bundan sonra bu günü, doğum günü olarak kutlamaya karar verdi.

Şehir merkezine geldiğinde bugüne kadar hiç gitmediği bir lokantaya girdi, sabahtan beri hiç bir şey yememişti. Lokantadan çıkınca şehirdeki kalabalığı da biraz daha alışmıştı.

Şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu. Kendisiyle birlikte sanki bütün dünya da değişmişti. Gözüne çarpan küçük bir acenteden, akşam 18.15 deki İsviçre uçağına bir bilet aldı. Yeni hayatını yaşamak için oldukça sabırsızlanıyordu.

Akşam sekizden sonra İsviçre’ye indiğinde yeniden eskisi gibi zengin bir hayata başlayacağını bildiği için, tanık koruma programı kliniğinden ayrılırken verilen paranın tamamına yakınını iki saat içinde bitirmişti.

Cadde de akan kalabalık içinde gelen geçene çarpmamaya dikkat ederek ilerliyordu. Az önce göz göze geldiği birisi tarafından takip edildiğini düşünmüş ama bunu bir rastlantı olarak yorumlamıştı. Kendisini tanımaları mümkün değildi.

Klinikteki psikologlar, ilk birkaç ay paranoya yaşanmasının normal olduğunu söylemişlerdi. Bunu hatırlayınca içi rahatladı. Sakinleşmeye çalışarak etrafına baka baka yürümeye devam etti.

Arkasından bir el omuzuna dokununca, unuttuğunu düşündüğü durumun gerilim ve panik dolu refleksiyle hızla arkasını döndü.

Rastlantı olarak yorumladığı bakışın sahibi, şimdi gözlerini kocaman açmış kendisine bakıyordu.

Tanımadığı adam belindeki silahı çıkarıp, kalabalığa hiç aldırmadan bütün şarjörü üzerine boşalttığında; ne olup biteni sorgulayabilmiş, ne de kurtulmak için herhangi bir hareket yapabilmişti.

Katil, kalabalığı fark edince silahını yere bırakarak ellerini havaya kaldırıp, başka birine zarar vermek niyetinde olmadığını göstermeye çalıştı.

Ellerini yüzüne kapayıp yere çömelirken aklının ne kadar karışık olduğunu kimse bilemezdi.

Bir yıl önce geldiği büyük şehirde, altı ay boyunca her yeri dolaşarak aradığı adamı bulan katil silahını çektiğinde karşısında duran adamın hayatını sona erdirmiş ve kendi sırasını savmıştı.

Ama şimdi, altı ay önce öldürdüğüne yüzde yüz emin olduğu “kan davalı”sını tekrar karşısında görünce gözlerine inanamamış, adamı ikinci kez öldürmek zorunda kalmıştı.