Kedi sapığı

Canım sevgilim. İnan ki gazetede yazılanlar doğru değil… Lütfen bana, sadece bana inan. Sana durumu anlatacaktım ama kaç kere telefonu yüzüme kapadın.

Bir de hiç dinlemeden “Senin gibi bir caniyle konuşmak istemiyorum, bir daha arama!” diyorsun. Lütfen hiç değilse sana yazdıklarımı oku. Sonra kararında ısrar edersen sen bilirsin…

Niyeyse bilmem bana hep böyle olur; eğer bir güne kötü başlamışsam öyle kötü gider. O gün de yine öyle oldu. Taa en başından belliydi. Bir pazar günü ancak bu kadar kötü başlayabilirdi.

Yorgun ve uykusuz geçen bir gecenin sonunda zorla sabahı sabah etmiştim. Ne kahvaltı edebilecek iştahım vardı ne de radyo teyp açıp neşelenecek halim. Kendime geleyim diye önce soğuk suyla alel acele bir banyo yaptım. Banyodan çıkınca bir hararet bastı bir hararet anlatamam, ne soğuk su kesti ne soda.

Hindistan’dan arkadaşımın getirdiği bornozumu, hani şu kaplan desenli olanı, üzerimden çıkarmadan açık camın önüne oturup serinlemeye çalıştım. Başıma gelecekleri bilseydim her şeye şükreder yerimden kıpırdamazdım ama biliyorsun akacak kan damarda durmazmış. Neyazık ki benimkini de ancak üç dikiş atarak durdurabildiler.

Ben öyle bornozla camın önünde oturup dışarıya bakarken bir de ne göreyim. Şu gazetede bahsedilen “Şirin kediyavruları” tam caddenin ortasında sahipsiz bir oraya bir buraya gidip durmuyorlar mı? Önce öylesine bakıyordum ama sonra durumun ciddiyetini kavradım; İlk araba geçtiğinde ezilecekler…

Biliyorsun bizim ev tepede, camdan en aşağıdaki sokaklar bile görülüyor. Ben baktığım anda inadına yokuşun başından bir araba tırmanmaya başlamasın mı? Pazar sabahı çevrede kimse yok, in cin top oynuyor. Zavallı kediciklerin kaderi benim elimde.

Bir an için tereddüt ettiysem de nasıl olsa kimse yok diye bornozla çıkmaya karar verdim. Kapının önündeki eski spor ayakkabıları ayağıma geçirip fırladım dışarı.

Allahtan kediler küçük de kaçmıyorlar. Hemen birini yakaladım, diğerini de aldım öbür elime. Üçüncüyü diğer yavrularla birlikte iki elimin arasına sıkıştırıp kurtaracağım ama iki tane daha var.

Arabanın sesi yavaş yavaş duyulmaya başladı, aldı mı beni bir heyecan… Hemen kedilerden birini bornozun geniş cebine attım. Bir elim boş kalınca başladım yavruları toplamaya. Yerden aldığımı aceleyle öbür cebime koydum. İki tanesi ceplerimde, biri bir elimde diğerini kolumla göğsümün arasına sıkıştırdım.

Araba yaklaşıyor, yavrulardan biri caddenin karşısına kaçtı. Tam o anda karşıki evin bahçesinden büyük bir kedi çıktı. Kaçan yavruyu ensesinden yakalayıp havaya kaldırınca anladım ki bu bizimkilerin annesi.

Ben caddenin bir tarafındayım anne kedi öbür tarafında. Elimdeki kedileri sallayıp dururken, kedilerin annesi ağzındaki yavruyla bendekilerin yanına gelmeye çalışıyor.

Biz bu durumdayken araba çabucak geçiversin diye dua ediyorum ama şoför yanındaki adamla birlikte bana baka baka arabayı yalpalayarak sürmeye başlamasın mı?

Ezilmemek için kaldırıma zor attım kendimi. Fakat geri geri kaçarken kaldırıma takılıp düştüm. Elimde de kediler var, bırakamadığım için elimle kolumla kendimi koruyamadım hafifçe başımı yere çarptım. Başım da o zaman kanamış olacak…

Neyse ki arabadakiler yalpalaya yalpalaya da olsa büyük bir kazaya neden olmadan gitti. Tam toparlanıp yerden kalkacaktım ki açık pencerelerden birinden bir kadın çığlık çığlığa bağırmaya başladı “Sapık herif! Tüü! Allah boyunu posunu devirsin!”

Daha ben ne olduğunu anlamadan millet camlara üşüştü. Her kafadan bir ses çıkıyor “N’oolmuş? N’oolmuş?” Ben aşağıdan durumu anlatmaya çalışıyorum ama beni dinleyen kim?

Artık “Sapık, kedi hırsızı!” diye bağıranlar mı ararsın “Kedileri öldürüyorlar!” diyerek aşağıya koşanlar mı…

Ben kedileri yere bırakmak üzereyken ortalık iyice birbirine girdi. Pat biri yapıştı koluma. Adam bir yandan “Hele dur bir hemşerim. Bu ne hâl bu böyle, hamamdan mı kaçtın?” diyor bir yandan da kolumu sıktıkça sıkıyor. Öbür taraftan kedilerin annesi ağzındaki yavruyu bırakmış, hababam zıplayıp zıplayıp yavrularını alsın diye dizlerimi tırmık içinde bırakıyor…

Ne yapacağımı şaşırmıştım ki kelli felli, iri yarı bir adam başımda toplanan kalabalığı ikiye yarıp yanımıza geldi. O gelince kalabalık birden sustu ve bir an için sessizlik oldu. Adam da bunu bekliyor olacaktı ki külhanbeyi ağzıyla uzata uzata sordu: “Kardeş sen sapık mısın?”

Fırsat bu fırsattır diye hemen cevabı yapıştırdım: “Ne sapığı beyefendi?” Beyefendinin cevabı da aynı hızda oldu: “Kedi sapığı…”

Tabii, yine ortalık karıştı ve yine herkes bir şeyler söylemeye başladı.

Şaşkınlıktan kediler hâlâ elimde. Arada da boş durmayıp beni itip kakıyorlar.

Ama şişman bir kadın vardı ki öldürücü darbeyi o vurdu; “Bu var ya bu! Kedilerin derisinden kendine manto yapıyor. Nah! Üstündekine bakın!

Yine herkes sustu ve sessizlik olunca konuşan adam araya girdi: “Doğru mu lan?” Ben “Olur mu hiç öyle şey?” demeye kalmadan, bu sefer çocuklardan biri atıldı: Aaa! Ceplerinde de kedi var! İşte o zaman kıyamet koptu…

Hepsi birden üzerime saldırdı.

Saçımı çekenlerden kurtulmaya çalışıyordum ki polis sireni duyulunca herkes bir kenara kaçıverdi… Gerisini tahmin edersin artık; İki üçşahit, meraklı bir kaç mahalleli, ben, polisler… Hep beraber karakola gittik, sorgu sual saatler sürdü. Her şey anlaşıldı ama işgüzar polis muhabirinin elimde kediler, üstümde bornoz, yarı çıplak resmimi çekmesini engelleyemedim.

(Öykü - Tarkan İkizler)