Müdürün şapkası

– Beni çağırtmışsınız müdürüm.

– Evet Rıza. Gel, gel otur şöyle.

– Hayırdır müdürüm? Bir şey mi oldu?

– Daha ne olsun Rıza, şu fötr şapka yüzünden delirmek üzereyim.

– Alla alla…

– Alla alla yaa… Odaya dalan şapkaya sarılıyor. Bilirim seni akıllı adamsındır, varsa bir bildiğin söyle gözünü seveyim.

– Valla müdürüm, ne dediğinizden bir şey anladım ne de anlattığınızdan haberim var.

– Bak Rıza, bana numara falan yapıyorsanız karışmam. Ona göre…

– Aman müdürüm o nasıl söz. Kim size numara yapmaya cesaret edebilir.

– Numara değil de ne o zaman bu Rıza? Odaya giren usulen alelacele bir selam verip hemen şapkanın yanına seğirtiyor.

– Eee…

– E’si askıdan şapkayı alan “Aman müdürüm bu şapkanın tozu ne böyle…” diyerek şapkayla dışarı çıkıyor. Üzerinde leke arayan mı dersin, bantını ıslatıp silen mi istersin… Temizleme bahanesiyle alıp gidiyorlar…

– Sonra?

– On dakika içinde şapka geri geliyor. Tam işe başlayacağım, haydaaa sil baştan. Yine biri çıkıp bir bahaneyle şapkayı alıp gidiyor.

– Yok, müdürüm yok. Bir numara var bunda.

– Ben de onu diyorum ya. Günde on kere şapka mı temizlenirmiş? Hem millete ne, gerekirse ben kendim temizlerim.

– Vermeyin siz de müdürüm.

– Canım vermeyeceğim de “Amma kıymetli şapkası varmış, tozunu silkmeye bile dokundurtmuyor.” derler laf olur.

– Bunca yıllık odacıyım böyle şey ne duydum ne gördüm. Günde on kez he mi?

– İş yapamıyorum diyorum, daha sen “On kez he mi?” diyorsun. Versen olmaz, vermesen olmaz, saklasan olmaz kaldırsan olmaz. Hem saklasan şu küçücük odada nereye saklarsın? Bir iskemle bir masa, bir askı…

– Yok müdürüm yok, çözerim ben bu bilmeceyi.

– Gözünü seveyim çöz Rıza. Ben, şapkayı alıp nereye gidip ne yapıyorlar diye peşlerine takılsam yakışık almaz, bir de gülünç duruma düşerim. Fakat bir yandan da meraktan öleceğim.

– Sen merakta kalma müdürüm, şu andan kelli olaya el koyuyorum.

– Sen bu olayı çöz, senin yaramaz oğlana benden bir çift ayakkabı Rıza.



Xxx



Bir gün sonra öğle üzeri…



– Ben çözeceğim dedim miydi dedim, değil mi müdürüm.

– Aslansın Rıza.

– Önce bizim yaramaz Mustaa’nın ayakkapları görelim.

– Ay başına kaç gün var ki Rıza. Sözüm söz, maaşı alır almaz.

– İyi o zaman ben de anlatıyorum. Şu şapkayı da yerine koyalım. Muhasebeci – Hüseyin’den kaptım. Bütün binada fellik fellik şapkayı arıyordur şimdi. Varsın arasın.

– Sen beni öldürecen mi Rıza, çatlayacağım.

– De anlatıyorum… Senin şapka kartvizit olmuş müdürüm.

– Kartvizit mi olmuş?

– Kartvizit olmuş yaa, hemi de söylemesi ayıptır tuvalet kartviziti…

– Tuvalet kartviziti mi?

– Yaa…

– Ben de bundan korkuyordum. Üstüne mi işiyorlar?

– Hah, hah haa! Yok müdürüm öyle korktuğun gibi değil. Bizim memurlar seni sever, sayar. Senden önceki müdürün sefer tasını boşaltıp yavru kedi koyduydular ama o da şakadandı.

– O zaman benim şapkanın tuvalette ne işi var Rıza?

– Müdürüm… Şimdi siz gelince, tuvaletler pis diye milleti azarladınız mı azarlamadınız mı?

– Evet, öyle bir konuşma yapmıştım ama sen de biliyorsun ki tuvaletler girilmez haldeydi.

– Hah, ben de onu diyorum. Tuvaletler girilmez halde diye en baştakini, hani şu alafrangaya çevirttiğinizi kendinize tahsis ettiniz mi etmediniz mi?

– Evet, ama ben onu kendimden çok, bir misafir gelirse temiz olsun, rezil olmayalım diye…

– Peki müdürüm bu alafranga tuvalete sizden başka personelin girmesi yasak mı değil mi?

– Yasak.

– Biri, benden başka kullananı görürse söylesin, derhal işine son vereceğim dediniz mi?

– Evet.

– İşte memurlardan biri böyle bir yol bulmuş, diğerleri de ondan görmüş hepsi aynı şeyi yapıyor. Temizleme bahanesiyle önce sizden şapkayı alıyorlar. Koridora çıkınca saklaya saklaya tuvalete gidiyorlar. Tuvalete girince de şapkayı askıya asıyorlar. Gören tuvalette siz varsınız sansın da başları belaya girmesin diye…

– Bu kadar gözünü korkutmuş muyum bu adamların ben yahu?

– Orasını bilemem müdürüm ama çaycı Eyüp efendinin dediğine göre boyama saçlı Selma Hanım gelip sizden almaya çekindiği için İstanbul’daki amcasına fötr siparişi vermiş. Haftaya geliyormuş benden söylemesi…

(öykü _ Tarkan İkizler)